Tek Başına da Olur #Akdağ

Malum işim gereği sivil hayata kısıtlı zamanım kalıyor. Yani izinlerimde elimden geldiğince tüm zamanımı dolu dolu geçirmek istiyorum. 

Evde boş boş oturamam ben. Çok sıkılırım. Bundan mütevellit hemen kaçar giderim evden. Eğer gidemiyorsamda bir şeyler bulurum uğraşacak. Her neyse efenim yine böyle bir durumla karşı karşıya olduğum zamanların birinde kampa gideyim dedim. Murat yok bu sefer. Tek başına da olur dedim çıktım yola. Her zamanki halimiz hazırlık yapmadan gitmek. Halbuki her seferinde “hazırlıksız gitmeyelim ağabey” diyen biz hiç tutamıyoruz sözümüzü. Bu beraberken de yalnızkende.

Yolda aklıma gelenleri aldım marketten hiç oyalanmadan devam ettim yoluma. Öğleden sonra 3 gibi falandı. Yolum çok uzun değildi ama dağa tırmanacaktım. Herhangi bir aksilik olmadan gideyim dedim. Çünkü daha önceki Akdağ maceramızda başımızdan geçenleri yazmıştım. Aman allahım ne çileydi. Allahtan bu sefer böyle bir sorunla karşılaşmadım. Şansım yaver gitti desem yeridir. Muhakkak başımıza bir musibet gelmezse olmaz. Üzerimizde göz mü var ne? 

Sonunda vardım Akdağ’a. Görünürde kimseler yoktu. Park ettim arabayı. Hava biraz serin gibiydi. Aralık ayındaydık ve hala kar yoktu. Bu durum ileride sıkıntı yaratabilir. Biraz zemin etüdü yapmak maksatlı çevreyi müteahhit gibi gezdikten sonra güvenli bir yerde karar kıldım. Attım hemen kampımı. Başladım yayılmaya. Tek başıma olunca pek yayılamadım. Mütevazi kaldım. Misafir gibi.. öyle değil miyiz zaten? Yeri gelmişken şu alıntıyı yapayım 
Biz bu zamanın, bu yerin ziyaretçisiyiz. Sadece geldik, geçiyoruz. Burada amacımız araştırmak, öğrenmek, büyümek ve sevmek...ve sonrada eve döneriz
Efenim kurdum çadırımı, biraz odun topladım yaktım ateşimi. Odunlar nemli olduğu için biraz zor yanıyordu ama yanıyordu. Yaptım yemeğimi afiyetle yedikten sonra içimi ısıtayım diye kahve de yaptım kendime. Oh mis. Şöyle anlatayım etrafta kimse yok o kadar güzel bir sessizlik varki insanın içi huzur doluyor. Doğanın sesini dinliyorsun kuş cıvıltıları, böcek sesleri falan çok güzel. Bunu yaşamanız lazım anlayabilmeniz için. Özellikle yalnız. Ama tecrübeniz yoksa kesinlikle yalnız gitmeyin. Çünkü böyle yerlerde telefon çekmiyor ve acil durumda ulaşılmaz olursunuz bu sizi tehlikeye sokabilir. Daha öncesinde tecrübe yaşamalısınız. Sonra bu yalnızlığın verdiği huzuru başka bir şey size vermez. Şu var bağımlılık yapabilir uyarayım. 

Hava kararmasına yakın bi adam geldi. Daha doğrusu yolda baraj çalışanlarının şantiyesine ait bir araç bıraktı onu. O da geldi benim yanıma. İsmi Mustafa. İlerde tepede çıra kesiyormuş. Taşırken motoru bozulmuş. Yardım için Amcaoğlusunu aramış onun işten çıkıp gelmesi biraz zaman alacakmış. O da yol kenarında arabayı görünce inip gelmiş benim yanıma. Güzel bir dille rica etti ama maalesef yardımcı olamadım. Çünkü benim aracımla ona yardım etme imkanım yoktu. Zarar bir iken ikiye çıkarmak kabul edilebilir bir durum değildi. Ama kahve ikram ettim Mustafa’ya. Akrabası gelene kadar da benim yanımda bekledi. Oturduk sohbet muhabbet falan baya zaman geçirdik. Bu arada hava karadı ve serin olmaya başladı. Etrafta ne kadar odun varsa yaktı Mustafa. Odu bitti sonra Ne kadar çam yaprağı varsa 10 metre yarıçapında hepsini yaktı. Adam ateş yakmak için gelmiş sanki :) benim gece yarısına kadar ayarladığım odunu bir saat içinde yaktı bitirdi. Olsundu arkadaşlık etti bir zaman bana. Sonra akrabası geldi ve teşekkür ederek gitti. Kaldım tek başıma. Kurtlar uluyor. Heryer karanlık. Ateş bitmek üzere. Biraz tedirginlik başladı bende. Ama sonra tüm soğukkanlılığımı koruyarak açtım müziğimi ateşin başında demlendim biraz. Kurt sesi de uzaktan gelmişti. Çok bir şeyi değiştirmesede içimi rahatlamaya yetti bir nebze. Çünkü kendimi savunacak bir şeyim yok. Gelirse konuşarak anlaşmaya çalışırım herhalde. Tüm bunları düşünerek girdim çadıra. Ateşi söndürdüm. Ne olur ne olmaz. Rüzgar çıkar ormanı falan yakarız. Hiç gerek yok atraksiyona. Sabah kadar deliksiz uyumuşum. Korkulan olmadı. 



Sabah mis gibi tertemiz havayı soluyarak kahvaltımı yaptım. Gezdim birazcık. Kitap okudum. Uzandım bulutları seyrettim. Kuşlara, böceklere laf attım. Çok güzeldi. Seviyorum bu hayatı. Tüm bu çılgınlıklar beni motive ediyor. Gerçekten yaşadığımı anlıyorum. Bunlarda benim mutluluğum.

Evet biraz deliyim.. :) 

Yorumlar

Yorum Gönder