Akdağ Kampı Macera Dolu Saatler - Afyonkarahisar

En macerasız kampımız bile maceralı geçer bizim.

Yine  bir kamp maceramızı anlatayım size tabi aksilikler peşimizi bir türlü bırakmıyor gene.  Normalde planımız uzaklara gitmekti. Yakınımızda olan elimizin altındadır dedik hani her zaman gidebiliriz, imkan varken uzakların havasını soluyalım dedik. Lakin bunun için süre sıkıntımız vardı. Elimizin altında olan kocaman akdağı tercih ettik. Elimizin altında falan ama gez gez bitmez öyle güzel bir yer. Ee sonuçta doğa. Dağ doğa bizimdir. Gezmeyelim de n’apalım.

Planımız iki gün eğlenmekti.  Öyle de oldu. Cuma gecesi çıktık yola tüm malzemelerimizi alıp. Öyle ki yine abartıp bayağı bir alışveriş yaptık. Akdağ yoluna döndüğümüzde saat 9 falan olmuştu yanlış hatırlamıyorsam. Koca yaylaya vardığımızda hedefe ulaşmıştık. Ama bir terslik vardı. Arabadan garip sesler gelmeye başlamıştı.  Aklımıza araba takılmıştı bir kere. Biraz daha gidelim derken hop gidemez olduk. Araba hiç ilerlemiyor. Motor çalışıyor bir sıkıntı yok ama vitesler görevini yerine getirmiyor. Araba bütün viteslerde boşta. Haydaaa al başına dert. En olmadık zamanda. Hani arızanın çıkmaması gereken yerde olmadık arıza çıktı başımıza. Çünkü telefon çekmiyordu. Yani dağ başında kaldık mı.

Al sana kriz. Arabayı yol kenarında ki cebe güzelce park ettik. Önce gelen krizin etkisiyle olumsuzluğa kapıldık. Uzun süre düşündük arabanın içerisinde. Ama boşaydı elden ne gelir. O gece yapacak bir şey yoktu.  Bunu geçte olsa anladık. Gerçi ben biraz karamsar olduğum için geç oldu anlamam. O gece çadırda kalmadık. Kaderimize isyan ettik. Muhabbet sohbet derken arabada sızdık.
Sabah olduğunda kalkmakta zorlandım. Hala geceden kalmayım çünkü. Araba da uyanınca hemen aklıma bozuk olduğu geliyor aklıma. Ama Murat beni uyandırmak için bayağı uğraştı. En sonunda direnemedim karamsarlığımı yendim ve arabadan indim. Biraz yürüdük zemin etüdü yaptık. Çünkü etraftan iş makineleri sesi geliyordu. Baraj göleti yapıyorlarmış koca yaylaya. Bunun için ağaç kesmeleri gerekiyor görünüşe göre. Kesiyorlar da. Yedi gölleri falan düşününce güzel bir yer olacağa benziyor. Ama bekçiden öğrendiğimiz kadarıyla özel işletmeler falan açılacakmış. Hatta restoran inşaatı bile vardı. Gerçi zaten orada yapılan dağ evleri ücretli olarak kiraya veriliyordu. Günlük 80tl gibi bir ücreti varmış. İleride bunun gibi işletmeler artacakmış. Kamp alanı için ayrı bir alan yapılacakmış. Milli park olduğu için herhangi bir yerde izinsiz kamp yapmak yasakmış. Belki de güzel olur kim bilir…

Arabanın bozulduğunu iyice hazmettikten sonra eğlenmekten başka çaremiz yoktu. Bunu artık gideceğimiz gün düşünmek daha mantıklı olacaktı. O kadar geldik amaca ulaşalım bari değil mi? İndirdik tüm malzemelerimizi arabadan. Kurduk masamızı sandalyemizi. Kuşumuz vardı. Çakır kuşu. Adı Bala. Öncelikle onla vakit geçirdik. O da bizle aynı yollardan geldiği için biraz sersemlemiş ve hava almaya ihtiyacı vardı. Murat Bala ya tavşan eğitimi verdi. Ben de doğanın yeşilin mis gibi havanın keyfini çıkarıyor bir taraftan da vişne suyumu yudumluyordum. Güneşte açmıştı. Artık karnımız acıkmaya başladı açık hava insanın hemen acıktırıyor. Yaktık mangalımızı koyduk etlerimizi mis gibi de piştiler mi? Masayı donattık. Güzelce yedik öğle yemeğimizi. Akşamüzeri çadırlarımızı hemen yakına kurduk. Hava daha kararmamıştı. Oturduk biraz sohbet ettik ateşin başında. Fazla geç olmadan geçtik çadırlamıza. Gece bir ara inceden yağmur başladı sabah kadar yağdı. Ayrıca sabaha kadar da tilki diye tahmin ettiğimiz hayvanlar etrafımızda dolaştı durdu. Korktuk mu? Tabi ki hayır.

Ertesi gün erkenden kalktık. Hava serin değildi ama inceden yağmur çişelemeye başlamıştı. Kahvaltımızı kamelyada yaptıktan sonra eşyalarımızı topladık. Yağmur yağıyordu ve yapacak çok iş vardı en başta arabayı şehre götürmek. Yolun durumuna göre arabayı itmek mantıklı gibi göründü. Biraz denedik ama yağmurunda etkisiyle uzun süre itmek mümkün değildi. Vazgeçtik başka çareler aramaya koyulduk. Murat birkaç kişiyi aradı. Uzun süre beklemek gerekiyordu yardımın gelmesi için. Bu arada yoldan tek tük araba geçiyordu. Hiç birini kaçırmadık hepsine durumu anlattık ama kimse yardımcı olmadı. En sonunda şantiye arabası bir transit geçiyordu. Onu durdurduk. Anladı halimizi ve bizi çekiverdi. Yaklaşık bir buçuk km çektikten sonra hep yokuş aşağı olduğu için kendi imkanlarımızla indik. Ama küçük bir yerde kaldık gene orası biraz daha yokuştu çünkü. Başladık orda beklemeye. Bu arada yine boş durmayıp çekici ile görüşüyorduk. Çok uzun bir gün olacaktı belliydi. Yine arabalar geçiyordu ama bu sefer ters istikamette. Herkes eğlenmek için akdağa çıkıyordu. Malum pazardı. Bir ara sigorta şirketiyle görüşürken telefondaki bayanla aramızda şu diyalog geçti:
-Öncelikle geçmiş olsun Hamza bey,
+Sağolun
-Araçta kırılacak eşya var mı?
+Yok
-Vites boşa geçiyor mu?
+Evet
-Tekerler dönüyor mu?
+Evet
-…
“Ee o zaman kendiniz gitsenize” diyecek diye bekledik. Ne gülmüştük o zaman. Gerçi biz çoğu sıkıntımızda gülerdik. Hep bir yerden bizi yakalayan komik bir olay veya söz olurdu.
Sonra bir arazi aracı geçti Murat durdurdu hemen.  Konuştu biraz sonra adam gitti. Söylediğine göre adamın aracında yük varmış. Yukarı çıkıp yükü boşalttıktan sonra dönüşte bize yardımcı olacağını söylemiş. Bu gelişme bizi biraz olsun umutlandırdı. Bu arada tabi biz özel bir çekici ile görüşüp pazarlık yaptık ve çağırdık. Napalım başa gelen çekilir artık yapacak bir şey diyerek mecburen çoğu şeye razı oluyorduk. Sonunda beyaz pick-up geldi, durumu anlattık. Abdullah bey koca yaylada yapılan restoranın sahibiymiş. Pek bir naif kendileri. Neyse daha fazla uzatmadan bizi ters bir şekilde çekmeye çalıştı. Çekti de. Sağolsun bayağı bir yardımcı oldu sonrasında çekici geldi. Yükledik arabayı falan çıktık yola. Allah’ım ne kadar gereksiz bir adam. Mecburen katlanmak zorunda kaldık. Ama ayarı vermekten de geri kalmadık. Herif dedi ki: “-Bizim de bu yollarda anamız …” evet aynen böyle dedi. Bildiğin açtı ortayı. Murat hemen aldı topu “-Senin de işin bu napacan” vurdu gol oldu. Ama anlayacak bir tip değil. Ulen buna da çok güldüm ya. Neyse sağ salim vardık sanayiye verdik arabayı. Pazar olunca zorlandık biraz tamir, fiyat ve bazı şeylerde ama yapacak bir şey yoktu.

Daha fazla uzatmadan bu anımızı da burada noktalayalım. Başta söylediğim gibi en macerasız kampımız bile maceralı geçer bizim. Daha nice macera dolu güzel anılar biriktirmek dileğiyle hoşçakalın.

Yorumlar

  1. Çok güldüm şan bildiğin yeniden yaşadım 😀😀

    YanıtlaSil

Yorum Gönder